Mini mini birlerin,Okulda işi ne?Bir düşünün:5yaşında bir çocuk,sabahın köründe uyandırılıyor,üzerine sentetik kumaştan bir üniforma giydiriliyor,sırtına boyundan büyük bir çanta asılıyor ve beton bir yapıya,içinde 40dakika boyunca kıpırdaması yasaklanmış bir sıraya oturtuluyor.Bu tanım,bir cezaevini değil,günümüz ilkokullarının büyük bölümünü betimlemektedir."Mini mini birler" denilen bu küçük insan yavruları,doğanın onlar için tasarladığı yaşam biçimine tamamen aykırı bir düzene sokulmaktadır.Oysa gelişimsel biyoloji ve nörobilim,bu uygulamanın yalnızca gereksiz değil,aynı zamanda zararlı olduğunu açıkça göstermektedir.İnsan beyninin olgunlaşma takvimi üzerine yapılan çalışmalar şu gerçeği ortaya koyar:dikkat kontrolü,planlama ve soyut düşünme kapasitesiyle ilgili olan prefrontal korteks bölgesi,kız çocuklarında ortalama 21,erkek çocuklarında ise 25 yaşına kadar tam gelişmez.5-6yaşındaki bir çocuktan,saatlerce hareketsiz kalmasını,talimatları sırasıyla takip etmesini ve sembollerle temsil edilen bilgileri ezberlemesini beklemek,bir kaplumbağadan 100metre koşmasını istemekle eşdeğerdir.Kaplumbağa bunu yapamaz,çünkü biyolojik donanımı buna izin vermez.Yapmaya zorlandığında ise yalnızca stres hormonu olan kortizol seviyesi yükselir.Çocuklarda da tam olarak bu olur.Pek çok bağımsız araştırma,erken okullaşmaya maruz kalan çocukların tükürük kortizol düzeylerinin,okul çağına henüz gelmemiş akranlarına göre 2kat daha yüksek olduğunu göstermektedir.Sürekli yüksek kortizol ise,öğrenmenin beynindeki temel yapı olan hipokampüsün hücrelerini gerçek anlamda küçültür.Yani erken okul,çocuğu daha az öğrenme kapasiteli bir canlıya dönüştürür.Bu noktada bir itiraz gelebilir:"Peki ya Finlandiya?Orada da 7yaşında başlıyorlar,ama başarılılar."Bu itiraz,tam da tezimizi güçlendirir.Finlandiya'da okul öncesi dönemde akademik eğitim yoktur;çocuklar günde 4saatten fazla olmamak üzere,tamamen oyun temelli etkinliklerle vakit geçirirler.Ancak yine de bu ülke,Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı'nın (PISA) sınavlarında yıllardır ilk 5'tedir.Daha ileri gidelim:Estonya'da 7-8yaşında,Polonya'da 7yaşında başlanır.Japonya'da ise resmen 6yaş olmakla birlikte,uygulamada ilk 2yıl boyunca akademik baskı neredeyse yoktur.Bu ülkelerin tamamı,PISA sıralamasında Türkiye gibi 5-6yaşında okula başlayan ülkelerin çok önündedir.Yani erken başlamak,akademik başarı getirmediği gibi,tam tersine getirmez.Peki ya 15yaşına kadar hiç okul olmazsa ne olur?Dünyada bunun örnekleri vardır,ancak az bilinirler.Örneğin İngiltere'deki Summerhill Okulu ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Sudbury Valley Okulu gibi modellerde,14yaşına kadar zorunlu hiçbir ders yoktur.Çocuklar istediklerini yaparlar;çoğunlukla oynar,kimi zaman okur,kimi zaman hiçbir şey yapmaz.Yapılan uzun vadeli izlemelerde,bu okullardan mezun olanların üniversiteye giriş oranlarının geleneksel okullarla aynı olduğu,hatta bazı dönemlerde daha yüksek olduğu görülmüştür.Daha da çarpıcı olan:bu okullarda 14yaşına kadar hiç matematik görmemiş bir çocuk,15yaşında kendi isteğiyle matematik öğrenmeye başladığında,1yıl içinde akranlarının 5yılda öğrendiği konuları kavrayabilmektedir.Bunun nedeni,öğrenmeye hazır olma halidir.Bir çocuğa 3yaşında okuma yazma öğretmeye çalışmakla 12yaşında öğretmek arasında,harcanan efor ve kalıcılık açısından dağlar kadar fark vardır.Erken öğretilen beceriler genellikle yüzeysel ve çabuk unutulan becerilerdir;geç öğretilen ama hazır bulunuşlukla kazanılan beceriler ise hayat boyu kalır.Şimdi bir an için gerçeğin ta kendisi olan bir benzetme yapalım.Bir köpek yavrusunu alıp,15günlükken otur kalk gibi komutları ezberletmeye kalksanız,yavru ağlar,sıçar ve 3günde ölür.Ama aynı köpeği 6aylık olduğunda eğitmeye başlasanız,15dakikada öğrenir.İnsan yavrusu da farklı değildir.Onun da duygusal ve nörolojik olgunlaşması zaman alır.5yaşındaki bir çocuğun 1saat boyunca "a" harfinin üzerine çizgi çekme eylemi,onun beyni için bir öğrenme değil,bir travmadır.O anki kortizol yükselmesi,ileride o çocuğun okula karşı tiksinti duymasına,okuduğunu anlamakta zorlanmasına,hatta okul fobisi denen ve yetişkin yaşta bile görülebilen bir kaygı bozukluğuna yol açar.Nörobilimci Mark Rosenberg'e göre,insan beyninin akademik öğrenmeye gerçekten uygun hale geldiği yaş aralığı 12 ile 18 arasındadır.12yaşından önce yapılan akademik eğitim,beynin doğal gelişimini kesintiye uğrattığı için,aslında nöral ağların verimsiz kurulmasına sebep olur.Peki ya toplumsal düzen?"Çocuklar okula gitmezse,ebeveynler çalışamaz" argümanı,en sık duyulan itirazdır.Bu itiraz,çocukların bakımını devlet veya toplumun üstlenmesi yerine,okulları birer depolama tesisi olarak gören bir anlayışın ürünüdür.Oysa çözüm,4yaşındaki bir çocuğu sıraya oturtmak değil;yarım günlük,oyun temelli,baskısız,doğa ile iç içe toplu bakım evleri kurmaktır.Dünyada bunu başaran toplumlar vardır:örneğin Danimarka'da 6yaşına kadar çocuklara akademik hiçbir şey öğretilmez,sadece oynarlar.Bu ülke,mutluluk endeksinde de PISA'da da üst sıralardadır.
